Bilinmesi Gerekenler

TÜRKİYE’DE ALTIN MADENCİLİĞİNE İLİŞKİN
İDDİALAR VE GERÇEKLER

 Siyanürle altın aranıyor iddiası

Dünyanın hiç bir yerinde maden  arama faaliyetlerinde siyanür kullanılmaz.
Siyanür altının üretimi aşamasında kullanılır.
Altının üretimi aşamasında  kullanılacak siyanür için    alınan önlemlerin çevre ve insan sağlığı açısından kabul edilebilirliği çevresel etki değerlendirme olumlu görüşü  ile belgelenmeden siyanürün kullanımına müsaade edilmez.

 Türkiye parselleniyor iddiası?

Maden ruhsatları tapu değildir. Maden ruhsatı toprağın yüzeyinde bir hak sağlamaz , sadece yeraltı için bir hak sağlar. Toprağın yüzeyinin mülkiyeti kimde ise onunla anlaşabildiği takdirde madencilik faaliyeti yapabilir. Maden ruhsatları madencilik faaliyetlerinin gereği olarak belirli bir süreyle belirli bir bedel alınarak, verilen geçici belgelerdir.
Örneğin maden arama ruhsatları maden gruplarına göre
 en fazla 3 ila 7 sene için verilmektedir.
Maden bulunmadığı veya bulunma ümidinin görülmediği durumda, verilen süre dolmadan da ruhsat sahibi tarafından ruhsat iptal edilebilir.
Maden işletme ruhsatları ise bulunan maden rezervinin büyüklüğü ve kurulacak tesisin yıllık işletme kapasitesine  bağlı olarak verilir. Şayet bu sürede  maden biterse ruhsat iptal edilir. Rezervi henüz bitmemişse işletme süresi uzatılmaktadır.
Bu nedenle madenciler Türkiye’nin %20 sini ele geçirdiler veya şu kadar bin  km2 alan madencilerin mülkiyetine geçti gibi ortaya atılan iddiaların gerçeklerle alakası yoktur.

 

Maden ruhsatı ile her yer talan ediliyor iddiası

Maden arama ruhsatı almak için  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne müracaat edilir. Maden aranacak yerin koordinatları bildirilerek o bölge için arama ruhsatı talebinde bulunulur. Yapılan incelemelerde şayet o alan daha önce maden aramak için bir başkası tarafından talep edilmemişse, gerekli harç ve teminatlar alınmak suretiyle, ruhsat grubuna göre en fazla 3 -7 yıl için maden arama ruhsatı verilir.
İzin verilen sürede şayet bir maden yatağı bulunamaz ise o maden arama ruhsatı iptal edilir. Ve o saha maden aramaları için yeniden açılır.
Şayet bir maden yatağı keşfetme başarısı gösterilirse  bulunan madeni işletmek için maden işletme  ruhsatı alınması zorundadır.
Maden işletme ruhsatı alınabilmesi için, bulunan madenin sınırları, büyüklüğü ve işletme projesi hazırlanarak Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne verilir.
Yapılan incelemeler sonunda proje uygun görülürse, maden işletme ruhsatı verilir.
Ancak madenin çıkarılabilmesi için ayrıca maden işletme izninin alınması gerekir.
Maden işletme  izini alınabilmesi için ise,  madenin  çıkarılması , işletilmesi ve daha sonra kapatılması aşamasında alınan  ve alınacak önlemlerin çevre ve insan sağlığı açısından kabul edilebilir olduğunu belgeleyen, çevresel etki değerlendirme olumlu raporunun (ÇED) veya ÇED gerekli değildir belgesinin, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan  alınması gerekmektedir.
Çevresel Etki Değerlendirme olumlu görüşü verilmeyen hiçbir projeye maden işletme izni verilmez.
ÇED olumlu görüşü alanlar da daha sonra diğer gerekli izinleri de almak zorundadır.

Madencilerin ödediği vergi sadece %2 dir iddiası

Madenciler diğer sanayicilerin ödedikleri tüm vergileri ödedikten sonra fazladan %2 vergi ödemektedirler. Madencilerin diğer sanayicilere göre fazladan ödedikleri %2 vergi dışında başka vergi ödemiyorlarmış gibi iddialarda bulunulması tamamen bilgi kirliliği yaratmaya yöneliktir.
2008 yılında Türkiye’de en çok vergi verenleri belirleyen Kurumlar Vergisi ilk 100 sıralamasına bakıldığında altın üretimi yapan Tüprag Metal Madencilik A.Ş 84’cü, Koza Altın işletmeleri A.Ş ise 88’ci sırada yer almıştır.

2009 yılında ise en çok kurumlar vergisi ödeyen ilk 100 şirket arasında Tüprag Metal Madencilik A.Ş 38 nci, Koza Altın İşletmeleri A.Ş ise 43 ncü sırada yer almıştır.

2010 yılında ise çok kurumlar vergisi ödeyen ilk 100 şirket arasında Tüprag Metal Madencilik A.Ş 30 ncu, Koza Altın İşletmeleri A.Ş ise 35 nci sırada yer almıştır.


Rakamlar altın madencilerinin az vergi verdikleri yolundaki iddiaların ne kadar gerçeklerden uzak olduğunu ortaya koymaktadır.

2009 yılında iki altın işletmesinin ödediği vergiler toplamı 2,5 ton altının parasal değerine eşit olmuştur.2010 yılında ise ödenen vergiler toplamı 3,4 ton altına eşdeğerdir.

Türkiye’de madenin arama ve  üretim maliyetine ek olarak, madenciler diğer sanayicilerin ödedikleri tüm vergileri öderler. %20 Kurumlar vergisi, %15 gelir vergisi stopajı ve  üretim için kullanılan mazot, elektrik vb mallar üzerinden alınan her türlü dolaylı vergiler ödenir.
İlave olarak da orman idaresine, belediyelere, çeşitli bakanlıklara, aldıkları izin ve onaylardan dolayı ayrıca bedel öderler. Ayrıca çıkardıkları madenin ocak başı satış tutarı üzerinden %4’ü ile %2’si oranında devlet hakkı ödenir.
Sanki diğer vergiler ödenmiyormuş, sadece %2 devlet hakkı ödeniyormuş şeklindeki asılsız iddialarla, kamuoyunda madenciliğe karşı olumsuz bir tepki oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Almanya, İngiltere ve ABD’de kurumlar vergisi dışında ayrıca devlet hakkı gibi özel bir vergi uygulaması yoktur. Devlet hakkı şeklinde özel vergi uygulanan ülkelerde ise Belcika’da %1-3, Brezilya’da %1,5,  Fransa’da km2 başına 10 frank, Şili’de hektar başına 10 pesos özel vergi ödenmektedir.

Maden arama  ruhsatıyla, madenciye bulunmuş bir maden verilmiyor.. Madenci kendi cebinden milyonlarca dolar para harcayarak maden arama faaliyetleri sonucunda önce bir maden yatağı keşfmek zorunda. Maden arama çalışmaları sonunda çoğu kez bir maden yatağı keşfedilemediği için harcanan paralar madencinin zarar hanesine yazılan giderlerdir.

Genellikle metal madenciliğinde 100 tane arama ruhsatından ancak 1 veya 2 tanesinde işletilebilecek büyüklükte yeni bir maden yatağı keşfedilebilmektedir.
Madenci yıllarca süren arama döneminde milyonlarca dolar risk sermayesi harcayarak keşfettiği bir madeni devletin koyduğu kurallar ve devletten aldığı izinlerle işletiyor.

   Yerüstündeki zenginlik bize yeter madencilik yapılmasa da olur

 Altın madenciğine müsaade edilirse bölgedeki  tarım ürünleri zarar görecekmiş  gibi asılsız iddialarla  insanlarımızın kafası karıştırılmaktadır.

 

Türkiye’de altın madeni olan Bergama başta olmak üzere, Gümüşhane-Mastra, Uşak Kışladağ ve Erzincan_Çöpler’de  madencilik faaliyetlerinden dolayı herhangi bir zarar olmamıştır.

Madencilik yapılan yerlerde hem tarımın, hem de madenciliğin yapılmasını engelleyen bir durum yoktur.

100 ton altın rezervinin gerekli çevre önlemleri alınarak çıkarılması durumunda bölge ve ülke ekonomisine ne kazandırılacağı ortada.100 ton altının değeri bu günkü fiyatlara göre yaklaşık 5 milyar dolardır.
Biga yarımadasının sadece 1 km2 sinden 5 milyar dolarlık bir altın madeninin yeraltından çıkarılarak  bu ülkenin ekonomisinin hizmetine sunulmasına niye karşı çıkılıyor? Bölgede yıllardır hem tarım, hem turizim hem madencilik faaliyetleri sürmektedir.

Bölgedeki başta  Çanakkale Seramik Fabrikalarını, kömür işletmelerini ve termik santralini ve diğer madencilik kuruluşları nasıl bölgenin tarımına, turizmine zarar vermeden yıllardır faaliyetlerini sürdürüyorsa gerekli çevre önlemleri alınarak havaya, suya ve toprağa zarar vermeden altın ve  bakır madeninin işletilmesi mümkün ise buna karşı çıkılması siyasi ve ideolojik bir yaklaşımdan öteye bir davranış olabilir mi?

Bu ülkede yeraltından çıkarılan  demir, kömür, mermer ve  bor madenleri nasıl ekonomimize katkı sağlıyorsa altını da, bakır da katkı sağlamaktadır.

Unutmayalım ki 20 Mayıs 1933 tarihinde 2189 sayılı kanunla Atatürk tarafından ilk kurulan kurumlardan birisi Altın Arama ve İşletme İdaresi Başkanlığı ötekisi ise Petrol Arama ve İşletme İdaresi Başkanlığı’dır.
Neden Atatürk MTA ve Etibank’tan önce ülkemizde Altın Arama ve İşletme İdaresini kurdu?
Atatürk ülkemizin yeraltı zenginliklerinin aranmasını ve bulunacak madenlerin çıkarılarak ülke ekonomisine kazandırılmasının ne kadar önemli ve gerekli olduğunun farkında idi.
Atatürk madencilere ve yerbilimcilerine   bu ülkenin yeraltı zenginliklerini arayıp bulma ve bunları ülkenin refahı için değerlendirme görevi vermiştir.

Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda çevre değerlerine sahip çıkarak yeraltı zenginliklerimizi çevreye rağmen değil, çevre ile uyum içinde çevre standartlarına uyarak değerlendirilmesi için yasalara ve çevre standartlarına uygun olarak sürdürülen ve sürdürülecek faaliyetleri  engellemeye yönelik girişimler ülkemize fayda sağlamaz, tam aksine zarar verir.